Pocket

Bu makalemde Sabahattin ali, Hüseyin Nihal Atsız ve Atatürkçülük Konusunu işleyeceğiz. Sabahattin ali kimdir, Atatürk görüşü ve Hüseyin Nihal Atsızla aralarında ki olayları sizlere anlatmaya çalışacağım. Son zamanlarda kendini Kemalist, Atatürkçü ve Türk Milliyetçisi olarak görenlerin ağızlarından düşürmediği Sabahattin Ali’yi ne kadar tanıyorlar? Sorusuna cevap vermeye çalışacağım.

Sabahattin Ali Kimdir ?

 

Sabahattin Ali Öğretmen yazarlarımızdan biridir. Dergilerde hikayeler yazan, yazdığı şiirler bestelenmiş, yedi yabancı eserin de Türkçeye çevirmiş ve Türk edebiyatına 3 eser kazandırmış bir yazarımızdır. Babası askerdir ve bundan dolayı çocukluk yıllarını çeşitli şehirlerde geçirmiştir. Rum kökenlidir. İşgal yıllarında Babası görev yeri Edremit olduğu için hayatının bir kısmını Edremit’te geçirmiştir.

Edremit’te yaşadığı süre boyunca Türk edebiyatına Kuyucaklı Yusuf isimli eserini yazmıştır ve bu eserin içerisinde Edremit’i işlemiştir. Edremit’ten sonra ailesiyle beraber Yozgat’a taşınmış, hayatının bir kısmını da orada geçirmiştir.

Sabahattin Ali ve Atatürk

Sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınavına girmiş ve kazanmış, devlet tarafından eğitim alması için 1928-1930 yılları arasında Almanya’ya gönderilmiştir. Almanya’da Nazım Hikmetle tanışmış ve iki sene sonra ülkeye döndüğünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden şiirini yazmıştır:

Bulanık dereler durulmuş mudur?

Dinmiş mi olukla akan o kanlar?

Büyük hedeflere varılmış mıdır?

Asarlar mı hala Hakk’a tapanı?

Mebus yaparlar mı her şaklabanı?

Köylünün elinde var mı sabanı?

Sıska öküzleri dirilmiş midir?

Cümlesi beli der enelhak dese

Hala taparlar mı koca terese (pezevenge)?

İsmet girmedi mi hala kodese?

Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?

Mustafa Kemal Atatürk’e “teres(pezevenk)” diyen ünlü yazarım Sabahattin Ali! Bu şiirinden dolayı 1932 Aralık ayında hapise atılmış ve Atatürk’e karşı olan nefretini hiçbir şekilde inkar etmemiştir. Bu süreçte, günümüzde şarkı olarak bildiğimiz “ aldırma gönül” şiirini kaleme almıştır.

Tarih 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının 10.yıl dönümü şerefine bütün suçlularla beraber Sabahattin Ali’de affedilmiştir. Tekrar Öğretmenliğe dönmek istemiş ama dönemin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Hikmet Bayur kendisine eski fikirlerinden dönmesini ve buna kendilerini inandırmasını yani kendini bu konuda kanıtlamasını ister.

Bu isteğin üzerine Sabahattin Ali zamanın dergilerinden olan “Varlık” dergisinde yazdığı şiirle durumla dalga geçercesine Atatürk’e olan “aşkını” anlattığı “Benim Aşkım” isimli şiirini yayınlamıştır.

Bir kalemin ucundan hislerimiz akınca
Bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;
Beni anlayamazsan gözlerime bakınca
Göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.

Daha pek doymamışken yaşamın tadına
Gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına…
Gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına
Senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.

Sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,
Sensin “ülkü” adıyla beynimde dimdik duran
Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;
Seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.

Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?
Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya
Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.

Ne anlamı, ne manası ne de ahengi olan bu şiirle kendisini Milli Eğitim Bakanına affettiren Sabahattin Ali, Ankara’ya Bakanlık Neşriyatı Müdürlüğü’ne atanmış ve aynı zamanda da Almanca öğretmeni olarak görevine geri dönmüştür.

Şimdi buraya kadar olan kısım değerli Atatürkçü kardeşlerim içindi.

Sabahattin Ali ve Hüseyin Nihal Atsız

Kızıl Kalem Sabahattin Ali 1940 yılında “içimizdeki şeytan” isimli romanını yayınlıyor. Romandan  dolayı Hüseyin Nihal Atsız’ın Kaleminin altında ezilecek olan Sabahattin Ali, uzunca sürecek bir husumet başlamasına sebep olmuştur bu roman. Romanı okuyan arkadaşlar bilirler romanın saçmalıklarını.

Okumayan arkadaşlarda okumaya lüzum bile yok. Sabahattin Ali Kalemi hep aynı sıkıcıdır. Karakter analizleri, iç dünya çekişmesi, betimlemeler, ruh analizleri vs… yine de romanla ilgili bilgi edinmek isteyenlere özetine göz atabilirsiniz daha az esnemiş olursunuz.

Hüseyin Nihal Atsız romana hitaben “içimizdeki şeytanlar” isimli uzun makalesinde şu ifadeleri kullanmıştır:

Sabahattin Ali bu memlekette Irkçı,Turancı ve Anadolucu olan milliyetperverleri hep satılmış insanlar olmakla itham etmek istiyor ve romanını yazarken de bugün aramızda yaşayan bazı kimseleri, tabii biraz değiştirerek, romanına sokup onları küçültmek istiyor. Böylelikle de kendisini küçük gören insanlardan gizili bir öç almak diliyor.

Ben de Irkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için – Evet, övünerek söylüyorum ve tekrar ediyorum: Irkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için – Sabahattin Ali’nin itiraflarına cevap vermek lüzumunu duyuyorum.”

Hüseyin Nihal Atsız’ın Kızıl Kalem Sabahattin Ali’ye cevap olarak yazdığı “içimizdeki şeytanlar” isimli makalesini okumanızı tavsiye ederim Makaleyi okuya bileceğiniz linki sayfa altında sizinle paylaşacağım. O makalenin önemli bir kısmını da paylaşmak istiyorum sizinle: “Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder.

Gerçi komünistler bu yiğitliği gösteremez. Fakat benim sana gayet samimi ve erkekçe bir teklifim var: Sen yedek subay olduğun için süngü kullanmasını bilmen icap eder.

Bu davayı kökünden halledebilmek için benimle, şehirlerden çok uzak bir yerde süngü ve kılıçla bir ölüm-dirim çarpışmasını göze alacak kadar yüreğin var mı?“  bu paragrafta “içimizdeki şeytanla” isimli makalenin önemini anlamışsınızdır.

1940 yılında başlayan bu kavga uzunca yıllar devam etmiştir. Husumetin patlama noktası Hüseyin Nihal Atsız’ın Mart 1944 ‘de o dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na gönderdiği 2.açık mektupta, Sabahattin Ali’nin direk adını vererek,  Sabahattin Ali’nin vatan hainliğinden, komünistliğinden söz etmiştir. O dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in desteği ile Sabahattin Ali, Atsız’ı mahkemeye vermiştir.

3 Mayıs Türkçülük Günü Nasıl Doğmuştur?

3 Mayıs’taki duruşma Türkçü gençler tarafından basılmıştır ve yurdun dört bir tarafından gelen Türkçüler Fikir babaları Hüseyin Nihal Atsız İçin sloganlar atmışlardır. Mahkeme Atsız’ı sadece hakaretten suçlu bulur , suçu para cezasına çevirir ve onu da erteler. Bundan yıllar sonra mahkemede kazanılan zaferden dolayı Atsız tarafından 3 Mayıs Türkçüler Günü olarak ilan eder.  

Mahkeme Sonrası Sabahattin Ali 

Bu olaylardan sonra Sabahattin Ali Milli Eğitim Bakanlığında ki işinden ayrılmıştır. Sonrasında İstanbul’a dönüp gazetecilik ve yazarlık yapmaya başlamıştır. Bu işi de beceremeyince bir kamyonet alıp nakliyatçılık yapmaya başlamıştır onu da beceremeyince ülkeyi terk etmeyi düşünmüştür.

Yurt dışına kaçmak için hapishane yıllarında tanıştığı Hasan Tural diye birisi onu Ali Ertekin diye biriyle tanıştırmıştır. Yurt dışına kaçak olarak kaçma planları yaparlar aynı hapishane arkadaşları şoför Salim’le  beraber Edirne’ye doğru yola çıkarlar.

Kırklareli’nin Kızılcadere köyünde Sabahattin Ali ve Ali Ertekin Şoför Salimden ayrılıp yollarına ayrı devam ederler. Bundan sonra Sabahattin Ali’den bir daha haber alınamaz.İnsanların Çoğu Sabahattin Ali’nin yurt dışına çıktığına inanır, Ama 16 Haziran 1948’de bir çoban tarafından bir ceset bulunur ve bu cesedin Sabahattin Ali’ye ait olduğu anlaşılır.

Kolluk güçleri tarafından 6 aylık bir soruşturmanın sonunda Bulgaristan’a insan kaçıran bir şebekenin  izlenmesi sonucun da Ali Ertekin’e ulaşılmıştır ve Sabahattin Ali’nin ölümü ile ilgisi olduğu düşünülerek Ali Ertekin tutuklanır.

İfadesinde söylediği sözler şu şekildeydi “Söylediği sözler bende nefret uyandırmaya başlamıştı” diyerek milli duygular içerisinde Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf eder.

Sabahattin Ali’nin şiirleri bestelenip şarkı olmuştur. Bu şarkıları seslenen insanlarda bir o kadar da manidardır:

 

Geçmiyor Günler  (Ahmet Kaya)
Kız Kaçıran ( Ahmet Kaya
Kara Yazı (Ahmet Kaya)
Leylim Ley (Zülfü Livaneli)
Aldırma Gönül (Kerem Güney)
Göklerde Kartal Gibiydim (Volkan Konak)
Dağlardır Dağlar (Sezen Aksu)
Çocuklar Gibi (Sezen Aksu)

Şimdi bu olaylar zincirinden sonra günümüze dönüp şöyle bir bakalım kendini Atatürkçü olduğunu iddia eden çoğu kişi, Nazım Hikmet’e Sabahattin Ali’ye özlem ve göz yaşları dökerler. Atatürk’e küfredenleri baş üstünde tutmaları tam anlamıyla tutarsızlıktır.

Okumak İsteyenlere:
Hüseyin Nihal Atsız İçimizdeki Şeytanlar Makalesi

 

 

 

 

About author

Articles

Mehmet Yağmurlu Gaziantep / 26
Related posts
Tarih & Siyaset

Atsız İçimizdeki Şeytanlar

Tarih & Siyaset

Hüseyin Nihal Atsız

Tarih & Siyaset

DOĞU TÜRKİSTAN KAN AĞLIYOR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir